Dilenci: “Peki nedir onun hastalığı? Neden ölüyor? Yaralandı mı yoksa?” diye sordu.
Adam: “Hayır, hastalıktan değil, açlıktan dolayı bu hale geldi,” diyerek cevap verdi.
Dilenci onu teselli etmeye başladı. Sonra adamın elinde dolu bir torba gördü ve torbanın içinde ne olduğunu sordu. Adam, torbada ekmek ve diğer yiyeceklerin olduğunu söyleyince, dilenci şaşkınlıkla: “Peki neden o köpeğe yemeğinden biraz vermedin?” diye sordu.
Adam: “Benim merhamet ve insanlığım bu kadar işte. Ekmek parasız elde edilemez. Gözyaşı ise bedavadır,” diye cevap verdi.
Mevlânâ; Mesnevî
İnsan oğlu birçok nimetleri elde etmek istiyor. Ancak onları kazanmak için fedakârlık yapmaktan çoğu kere kaçar. Sözde himmetlerimiz çok yüksek gözükmekte, fakat amelimize gelince o himmetten bazen bir eser bile kalmıyor. Ahiretin çok kıymetli ve ebedi yurdumuz olduğunu bildiğimiz halde, geçici dünyaya aşırı derecede önem veriyoruz. Bu da bize yakışır bir gayret göstermiyoruz. Ulvi lütuflarımız gibi, belli sınavı kazanmamız için yeterli çalışmayıp, daha sonra kendimizi aldatarak üzülüp “işte sana gözyaşları” dökmüş oluyoruz.